Now Playing Tracks

ben bi ara güzel konuşurdum, kelimelerim hep cafcaklıydı, 

çarpardı sağa sola ışığı, sanki yıldırım mübarek,

sonra noldu bi deprem oldu heralde

bi yerde afet koptu geldi içime oturdu tüm kelimelerime.

bi anda tarumar etti ortalığı.

artık kendimi bile zor ifade eder oldum.

susmaktan sesimi unuttum.

zorluyorum kelimelerimi çıkartmaya sıkıştığı enkazdan,

artık ben eziliyorum enkazda, bir heyhula geliyo karşıma,

taştan sanki, işlemiyo hiçbir çare, hiç bir şey hemde.

sonra yutuyo beni karanlığa itiyo, yitiyorum. 

kendimi kaybettiğim anda birden gözlerim aralanıyo

bi nefes

bi ses

bi dokunuş

bi göz yaşı arıyorum belkide acıma ağlayacak

ama yok

hep bi şeyler var beni iten,

hep birileri var sanki biyerlere sürükleyen

ve dahi ben yokum

ve sahi ben niye yokum..

fısıltıyla bağırmanın arası

hep bi ikilemin kargaşası ile dolu bir ömür,

gecenin güne öykünmesi 

gündüzün karaya sevdası

hep bi yerlerde denk getirmelere çalışılan göz teması.

kaçarcasına nefes alıyormuş gibi

titreyen göğüs kafesin,

ayakların isyanla koşarcasına

olduğun yerde en büyük delhiz lere girdiğin o sessiz sedasız dakikalarda

bi bütün gibi gelir hayat, ölüm, sevda, ayrılık, acı ve en güzeli de sensizlik aslında.

sessizliğe sarkan bir tutam gözyaşlarında boğduğum o hayallerin 

kirpiklerinden hayata bağlanan bir kaç bakış, kaçak bakış

aksak koşmalar

sessiz bağırışmalar

görmeyen gözler

duymayan kulaklar

ve dahi hiç biri işlevine sahip olmayan tüm uzuvlar

hepsi bu yazı gibi başı ve sonunu neden olduğu belli değilmişcesine savrulan 

savurulan

savunulan

son tohuma kalmış bir çiçeği bekler gibi

son zindanlarda kalmış esaret 

hep söylenmemiş sözler gibi

esarete hayran 

yalnızlığa düşkün.

bir zindan

bir kapı

bir esir

boynunda bir ip

dudağında ahmakça bir gülümse

ilk ve son kez tuttuğu 

gözlerinin son gördüğü 

elinde bir çiçek

çiçek de bir tohum 

tohumda bir dünya

hepsi onda

ölü adamın kucağında.

ve

dünya 

maviliğine hasret.

To Tumblr, Love Pixel Union